top of page

Kötülüğün Sıradanlığı ve İtaat Eğilimi


İnsanların ne derece korkunç olursa olsunlar verilen emirleri yerine getirme eğilimi çeşitli düşünürlerin dikkatini çekmiştir. Adorno, Horkheimer, Fromm, Reich, Gasset, Gruen gibi birçok yazar, kitlelerin içindeki kötülük eğilimini, onların güçlü olanla, otoriteyle özdeşleşme eğilimini eserlerinde ele almıştır.

İtaat, olumsuz pek çok olayın yaşanmasına temel oluşturmuştur. Fransız düşünür Alain, itaatle kimlik kazanan görev insanlarını şu şekilde betimler:

“Görev adamları korkunçtur. Topçu insanları paramparça ederken görevini yapar. Pilot çocuk dolu küçük bir evin üzerine mecburi inişe geçerken görevini yapar. Şehirleri yakıp yıkacak ve zehirli gaza boğacak olanlar da görevlerini yapacaklardır.”


Birey, bir süreç içerisinde bu tarz eylemler gerçekleştirir hale gelir. Bunun için öncelikle onun bir grupla özdeşleşmesi gerekmektedir. O, içerisinde yer aldığı grubun ideolojik anlayışını bir kez benimsedikten sonra nefes kesici bir hızla kendi adına düşünme, konuşma ve en sonunda da kendi adına algılama yetisini yitirir. Ancak bireydeki bu tabi olma arzusu, birey daha o gruba katılmadan önce onda mevcuttur.


İtaat eğilimi, insanlardaki otoriteyle özdeşleşme neticesinde ortaya çıkmaktadır. Bu eğilim, üstlerin emirlerine başka türlü davranmayı gerektiren hiçbir unsuru dikkate almaksızın yerine getirme, örgüte bağlılığı her tür bağlılıktan üstün tutma eğilimi olarak tanımlanabilir. Bu eğilim uğruna bastırılması veya yok edilmesi gerekenler kişisel görüş ve tercihlerdir.

Koşulsuz itaati seçmiş bir insan için kendi düşünce ve tercihleri dahil boyun eğdiği gücünkiler dışında kalan her fikir ve tercih gereksiz hale gelir. Kişinin kendi adına düşünme becerisinden vazgeçmesi ahlaken iyi ile kötü arasında bir tercihte bulunamaması oldukça önemli bir sorundur. Bu noktada temelde epistemolojik bir sorun olan düşünmeme ve bilmeme sorunu ahlaki bir mesele haline gelir. Kişi, itaati seçerken beraberinde fikirsizliği ve düşünce yoksunluğunu da tercih etmiş olur. Bu durum o kişi için ahlaken bir uyku hali meydana getirir. Artık o, eylemlerini kendi aklı ile belirlemediği için Kantçı anlamda otonom bir varlık değildir

İnsanın itaat yoluyla kişisel görüşlerinden ve tercihlerinden vazgeçmesi, büyük bir kayıptır.


Çünkü hayatımızı ince eleyip sık dokuduğumuz, onu başkalarının talimatlarıyla değil, kendi düşüncelerimizle yönlendirdiğimiz takdirde o hayat bizim hayatımız olur. İnsan hayatının en karakteristik yanı, bireyselliğidir. Kişi, kendi düşüncelerini ve tercihlerini bir kenara bırakarak yaşamının bireyselliğini yitirir. Bu değerlerin bastırılması ve yok edilmesi sonucu şöyle durumlar yaşanabilir:

Çalmaktan, öldürmekten, bir insana saldırmaktan kendi prensipleri gereği nefret eden bir kişi, otorite tarafından emredildiği takdirde kendini bu işleri görece daha kolay yaparken bulabilir. Kendi başına hareket eden bir insanda aklımıza bile getiremeyeceğimiz bir eylem, emirle yapıldığında tereddütsüz uygulanabilir.


Böyle durumlarda otoritenin taleplerine uygun bir davranış gerektiren bağlılık anlayışı, kurbanla özdeşleşmeyi engellemektedir. Normal insanlar, itaat ile yabancı bir iradenin uygulayıcısı durumuna düşerek, dışardan belirlenir hale gelirler. Bu durumda kendilerini, yaptıklarından kişisel olarak sorumlu tutmazlar. Onları ilgilendiren tek şey, yeterince iyi bir uygulayıcı olmaktır.


İnsan bir otoriteye itaatle özerkliğini yitirdiğinde eylemlerini ahlaki olup olmamaları açısından değil, başarılı olup olmamaları açısından değerlendirmeye başlar. Eylemlerini ahlaki açıdan değil de teknik açıdan değerlendirmesi ise ahlaki değerlerin işlevsiz hale gelmesine neden olur.

Ancak o, her ne kadar kendi eylemleri neticesi ortaya çıkan sonucu sahiplenmese de hem o eylemleri gerçekleştirdiği için hem de düşünmemeyi seçerek kendisini o eylemleri icra edecek noktaya getirdiği için düşünce yoksunluğundan ahlaken sorumlu ve suçludur.



Sebile Başok Diş

(Artvin Çoruh Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi)



0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page