Her Şeyin Hikâyesi | "Acı"

Bir şey oldu.


İşte yine tüm güçsüzlüğü deneyimlediğim ve beni kurtarmaya kimsenin gelmeyecek olduğu o eşsiz anlardan biri... Düşüyorum.


Sert bir zemine kaskatı çakıldım. Kaslarımı ve nefesimi sıkıca tuttuğumu farkedene kadar.. Sonra usulca kendimi olduğum yere bırakıyorum. Buna isyan etmenin bir anlamı yok. Daha öncede isyan yardımcı olmadı.


Şu an kendimi yenilmiş, kayıp, paramparça görüyorum fakat böyle hissetmiyorum da aynı zamanda. Sadece bakıyorum. Kendi iç sesim bana benimle ilgili kırık dökük şeyler söylüyor. Yine de bunların hiçbiriyim.


Bir darbe aldım, düştüm, kanıyorum. Canım acıyor. Acı her yerimde. Duvara boş boş bakıyorum. İçin duvara boşalsa duvar diye bir şey kalmazmış gibi dramatik. Şu an, acıyı bırakıp kendime acımakla ilgili hikayeye dalsam sayfalarca yazarım. Belki günlerce sürer.


Belki bir kahraman ummalıyım gelip beni buradan kurtarması için. Fakat bir kahramanın bedelini ödemek istemiyorum. Çünkü bu kahramanlığın sonunda mutlaka ben mağdur ve bazen zalim ve bazen yine kahraman olmak zorunda kalacağım. Hayır, bu yardım almakla aynı şey değil.


Yardım isteyebilirim. Dostlarım var. Doktorum var. Terapistim var. Birileri benim için orada. Bana acımadan, yüksüz, yansız, yargısız benim için orada olan birine ulaşacak kaynaklarım var; farkındayım. Fakat şimdi değil. Şimdi istemiyorum.


Çünkü neredeyse yarım yüzyıla yaklaşan hikayemde ne zaman canım yansa, bundan hızla savrulmak için bir yol arayıp buldum. Buna bazen sigara, bazen bağımlı bir ilişki, bazen tıkınırcasına yeme, bazen çok çalışmak, bazen dikkatimi kendimi tüketircesine dağıtacak başka bir şey eşlik etti. O zamanlarda farkettiğim şey, kendimi ve acımı yok sayıp oradan hızla kaçıyor olduğumdu. Artık değil. Artık bu acıyı dindirmek için yerine "başka bir şey" koymak zorunda değilim.


Şu an kimseye seslenmek zorunda değilim çünkü; ben, acıyan yerlerim ve acı birbirimize bakıyoruz. Her seferinde birbirimizi ilk kezmiş gibi görerek. Ama görerek. Biraz konuşacağız belli ki; tamam.

Birbirimizi böyle görürken, birbirimizden korkmadığımızı da farkediyoruz. Acıyan taraflarıma dokunuyorum. "Çok mu acıyor?".. çok, diyor başını sallayarak sessizce; konuşmak istemediğini görüyorum.


Acı, güçlü ve pişman şekilde ikimize bakıyor. Bizi kontrol ettiği için hem memnun, hem rahatsız. Hem özür diliyor, hem hak ettiniz diyor. Acıyı anlamak şu an kolay değil. Acıyan yerlerime sarılıyorum; bedenim, ruhum, zihnim onunla bütünleşiyor. Artık acının karşısında tek vücutuz.


Acıya bakıyorum. Orada olmalığına. "Git, olmamalıydın, keşke olmasaydın, defol" gibi şeyler yok içimde. Suçlama yok; ne onu, ne kendimi.. "seni görüyorum acı" diyorum ona. "Bir nedenle oradasın. Bir sahibin de var ve o ben miyim sahi?"


Bu sözler, acı için büyük bir karmaşa.. o ne için burada? Üstelik az önce tekme tokat paraladığı kişi tarafından görülüyor. Ortada garip, adaletsiz, iç gıcıklayıcı bir şey var. Ve görülmek, acıyı güçsüzleştiriyor. Üstünde varsaydığım elbiseler de farkediyorum ki yokmuş aslında. Karşımda gittikçe küçülen ve çıplak bir kral var. Böyle olmasını ummamıştım, ama öyle.


"Bir şeyler gösterdin ve acıyan yerlerimi kabul edip onların da benden bir parça olduğunu kabul edebildim, teşekkür ederim, bu büyük bir şeydi benim için", diyorum acıya. İkimizde derin bir nefes alıyoruz. Acının varlığı ve bedenim rahatlıyor. Artık birbirimiz için can sıkıcı değiliz. "Ait olduğun yere gidebilirsin" diyorum acıya. Artık özgür.


Düştüğüm yerdeyim hâlâ, canımın acısı çok azaldı hatta geçti diyebilirim. Bedenime dokunuyorum, kendime; sarılmak için. Kendime duyduğum sevgi ve şefkat beni kendimde tutuyor; artık hiçbir sebeple buradan savrulup gitmek ve kaçmak zorunda değilim. Bunu bilmek, hissetmek beni sıcacık tutuyor.


Kendimi ve acıyı görmezden gelmek için harcayacağım efor ve çaba, kendimi ve acıyı kabul etmekten çok daha fazla ve yorucu geliyor şu an bana. Üstelik bunu kabul etmek, sürpriz şekilde daha az can acıtıcı.


Birkaç saat daha geçti. İyiyim. Zihnim ve görüşüm daha berrak. Bedenim buradan kalkmaya hazır. Hareket etmek benim için güvenli. Tüm bu olanları konuşmak ve birkaç konuda yardım almak için artık için birini arayabilirim. Ya da bir mesaj yazabilirim.


Telefon işte şurada.





Deniz Saraç




(c) Yayınlar yazar adı gösterilerek paylaşılabilir. Yayınları izinsiz ve yazar adı gösterilmeden kullanan, kopyalayan, yayımlayan hakkında yasal işlem başlatılacaktır.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sistem ve Aile Dizimi Hakkında Sık Sorulan Soruların cevaplarını bulacağınız bu kısa ve öz videoyu beğenip, başkalarının da faydalanması için paylaşın! Aile Dizimi ve Aile Danışmanlığı ile ilgili daha

İnsanın elinde olan tek şey, nefesinin içinden geçtiği ândır; insan için yegane gerçek bu. Bu nedenle tasavvuf büyükleri "vukûfi zamâni" kavramını açıklarken "üzerinden geçen zamanı iyi bil. Hem nasıl

Yaşansaydı ne olurdu diye sorduğum birçok hikaye var içimde. O ikinci mektubu yazmadığımız adam, gülümsemeye utandığımız çocuk, bir daha aramadığımız o yaşlı kadın, bir beklentiye girmesin diye üzerin