"Eve Dön"

Etrafının bir anda karıştığı, kimin ne dediğini anlamadığın, isteklerinin anlaşılmadığı ve etraftakilerin de senden ne istediğini pek ayırt edemediğin ve her ne yaparsan yap kimsenin memnun olmadığı o ânı hatırla.


Aslında ne kadar çok yorulmuştun her şey iyi olsun diye. Yine de emeklerinle görülmedin ve değerin bilinmedi. Oysa sen sadece “güzel geçim” olsun istemiştin! Ama insanlar işte böyleydi ve günün sonunda o boşluk duygusu, bazen kızgınlığa, bazen hayal kırıklığına ve değersizlik hislerinin sana eşlik ettiği bir “yanlış anlaşılma partisine” dönüşüyordu; eğlenceli miydi, hayır!


Böyle anlarda insanların ve dünyanın ne kadar da “kötü” olduğu belirginleşir; “yalnızlık” italik- bold harflerle yazılır ve punto biraz daha büyür. Belki biraz ağlıyorsun böyle olunca, belki biraz suçlamaya başlıyorsun diğerlerini, belki kendine de kızıyorsun çokça; deneyip deneyip her defasında yanı şeylere maruz kaldığın için. İnsanların “kötülüğü” canını sıkıyor; sanki sen başkalarının filminde ve hikayesinde bir yardımcı oyuncu ya da figüransın. Öyle ya, tüm senaryoyu başkaları yazıp yönetiyor ve sen onların filminde sadece olaylara bir “dekor” gibi maruz kalıyorsan, elbette başrolde olamazsın!


Kendini zaman zaman böyle hissediyorsan, tahmin edebileceğin gibi bil ki, hepimiz bu yoldan geçtik; ara sıra canımız sıkıldıkça, yine geçeriz; insanız. Ama yine tahmin ettiğin gibi, manzara şahane değil!


Burada, sadece bu manzaraya mahkum olmadığını hatırlatmak için sana, senin için yazıyorum.


Evet, bu manzaraya mahkum değiliz; manzaraya dair seçeneğimiz de oldukça fazla. Belki o karmaşa anlarında bu seçenekler birden önünde açılmayabilir; kendini kilitlenmiş ve âzâların donmuş olarak bulabilirsin. Kendini destekleme gücün, geçici olarak dumura uğramış olabilir. Böyle anlarda kendine yardımcı olman her ne kadar güçleşse de mümkün.


“Bir adım geri çekilerek başla”

Kaotik anlarda, etrafındaki karmaşanın bir adım gerisine çekilmeyi denemekle başla. Her zaman müdahil olmak, her an savaşmak ve her savaşı kazanmak durumunda olmadığını hatırla. Hayat, değiştirebileceğinden daha fazlasıdır ve bazen sadece “şahit” olman gerekir. Bu kendi hayatlarımız için bile böyle. Proaktif olmak, provokatif olmaktan her zaman bir parça iyidir. Daha iyi zamanlarda yine provokatif olabiliriz, o da bazen (ama sadece bazen!) iyi ve gereklidir.


“Bedenine dön”

“Eve dön, şarkıya dön, kalbine dön” diyor bir şiirinde İsmet Özel. Evin sensin, şarkın sensin, kalbin sensin; bedenine dön. Senin emanet edildiğin yer bu dünya boyutunda, ruhsal ve madde formunda ve illaki enerjetik varlığınla vâr olduğun somutlaştığın yer, bedenin. Herkes gitse, sende sana kalacak bir “sen” varsa, o sen “beden kabında” dinleniyor, dilleniyor. Buna rağmen uzun yıllar bu gerçeği kabullenmeden önce olan şey, beden kabımı inkar etmek, ona yabancılaşmak oldu, biliyorum bazılarımız hâlen böyleyiz.


Bedenimizle ilişki kurmuyor, onu dinlemiyor, varlığından ve öneminden habersiz yaşıyoruz. Hatta bazen küçümsüyoruz onu, ihtiyaçlarını inkar ediyor, baskılıyoruz; bize Yüce Yaradan tarafından karşılıksız verilmiş bir hediye olduğunu hatırlamadan.


O zaman, bedenini hatırla. O karmaşa anlarında ona dokunarak, kendine dokunarak başla. Kendini, az önce önünde düşmüş ve dizleri kanayan bir çocuk gibi kaldır ve kucakla. Gözyaşlarını gör, onlara dokun. Nefesini tuttuğunu fark ettin mi; ona nefesini ne kadar zamandır tutuğunu sor. Nefes alması için onun yanında kal, cesaretlendir; nefes alışını ve verişini izle. Şayet bunu ilk kez yapıyorsan, ne kadar az ve sığ nefes aldığını farkedeceksin şaşkınlıkla. O zaman derin bir nefes daha aldır bedenine. Ve nefesi vermeyi hatırlat. İçine çektiğin havanın sıcaklığını, soğukluğunu hisset. Gözlerin kapalı mı, açsana…


Etrafına bak, bir yandan da nefes alıp verirken. Çoğu zaman dikkatini vermeden üzerinden hızlıca geçtiğin bu dünyaya, bu duvarlara, bu göğe, hatta ellerine bak. Bakışlarını usulca gezdir etrafında. Ama ilk defa gözleri açılan bir insan yavrusu edasıyla. Tüm bu karmaşa anlarında bunu yapmak zor mu… evet, kolay olmayabilir, ama fark ettin mi, okurken bile bu yazdıklarımı, zihninde canlandırırken, rahatlamaya başladın.


Hadi biraz da seslere odaklanalım, gel. Belki devam eden karmaşa seslerine, belki de böyle anlarda içinde yükselmeye başlayan bir müziğin sesine (benim genelde öyle oluyor! Onu da sustur ve sonra geri döneceğini söyle), belki gelen geçen arabaların, belki akvaryumdan gelen su sesine uzat dikkatini, belki yazıcının sesi seni çağırır, evet oralı ol. Sadece dinle. Bırak her şey bir ses nehrinde aksın, içinde kal. Etrafından dolaşsın, değsin, uzaklaşsın.


Ağzının içindeki kırık kahve tadı, ya da naneli diş macunu tadının farkına varırsan, orada da kalabilirsin. İki dudağının birbirine değdiği yerdeki kuruluğa ya da nemli yumuşaklığa da kapılabilirsin. Belki biraz kokulara uzanmak istersin; iyi ve kötü kokular dünyanın kıyısında seni bekliyor; hepsi sana ait. Hepsini kabul edebilecek misin? Etmeme hakkın da var. Bedenin burada; onunla dilediğini yap.


Kollarının bedenine ya da masaya değdiği yer sana tanıdık mı? Orada rahat mısın? Rahatsızlık alışıldık mı? Sandalyede ya da koltukta oturduğun yer, ne söylüyor sana? Uyluklarından inerken bileklerinde seni karşılamaya başlayan yerkürenin sesini duyacaksın. Ayak tabanların arzda bir yere değiyor. Ayağında çorap ya da ayakkabı var mı; nedense ben Heidi gibi hep çıplak ayak geziyorum, bana çok iyi geliyor, belki sen babet çorapları ya da makosenleri seviyorsun; keyfine bak!

Ayaklarınla sıkıca kavra yerküreyi, yüreğini kavrar gibi; belki şu an bir apartmanın bilmem kaçıncı katındasın. Seni yine de tüm bu ayrılığa gayrılığa rağmen yerküre ile bağlantıya geçmeye çağıran bedenini dinle. Ona doğru ak, bunu yapabildiğini görmek seni şaşırtacak. Ayaklarından nefes al diyeceğim, hayır deli değilim. Tüm nefesini ayaklarından al. Hadi yap! Ve vermeyi unutma.

Belki bir ağaç değilsin ama kim bilir, belki bir ağaçtan daha iyi yapabilirsin bunu; arzın merkezine seyahat etmek sandığından kolay ve bedenin buna hep hazır. İlk kez yapıyor olsan bile, hatırla, sen yaşamın ustasısın. Çünkü buradasın. Bilmen gereken her şeyi bilerek geldiğin yerde, dünyada; bu bedende. Hatırla.


(Devam Edecek…)


Deniz Fâtımanur

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sistem ve Aile Dizimi Hakkında Sık Sorulan Soruların cevaplarını bulacağınız bu kısa ve öz videoyu beğenip, başkalarının da faydalanması için paylaşın! Aile Dizimi ve Aile Danışmanlığı ile ilgili daha

İnsanın elinde olan tek şey, nefesinin içinden geçtiği ândır; insan için yegane gerçek bu. Bu nedenle tasavvuf büyükleri "vukûfi zamâni" kavramını açıklarken "üzerinden geçen zamanı iyi bil. Hem nasıl

Yaşansaydı ne olurdu diye sorduğum birçok hikaye var içimde. O ikinci mektubu yazmadığımız adam, gülümsemeye utandığımız çocuk, bir daha aramadığımız o yaşlı kadın, bir beklentiye girmesin diye üzerin